GENÇLERLE
İLETİŞİM NASIL KURULUR?
İLETİŞİM NEDİR?
İletişim, nitelikleri ne
olursa olsun iki sistem arasındaki bilgi alışverişi olarak
tanımlanabilir. Burada en önemli olan nokta iletişimde bilgi
aktarımının iki yönlü olmasıdır. Bilgi aktarımı tek yönlü
ise "bilgilendirme", çift yönlü ise "iletişim" olarak
adlandırılır. Dolayısıyla bireyler arasındaki her konuşma
iletişim olarak tanımlanamaz.
Anne babaların çocuklarına, öğretmenlerin öğrencilerine
birtakım emirler verip, karşı tarafın yani çocuklarının ya
da öğrencilerinin tepkilerini dikkate almamaları iletişim
olarak kabul edilemez. Anne babalar ya da öğretmenler
genelde gençlerle iletişim kurduklarını zannederler. Ancak
gençler konuşurken ikaz, önerilerde bulunma, hatırlatma,
yargılama gibi pek çok iletişim engelleri ile aslında genci
dinlemezler. Bu durumda genç kendini duyulmamış,
anlaşılmamış ve kendisi ile ilgilenilmemiş hissederek
iletişimi keser.
DİNLERKEN NE
YAPMALIYIZ ?
Sessizce dinlemeli ve bu
davranışımızla onu kabul ettiğimizi göstermeliyiz.
Karşımızdaki bireyi kabul ettiğimizi hissettirerek bizimle
daha fazla şey paylaşmasını sağlamak için" sessizlik" güçlü
bir sözsüz ileti olarak kullanılabilinir. Hep konuşan biz
olursak karşımızdaki gencin duygularını ifade etme
özgürlüğünü kısıtlamış oluruz.
Burada bahsettiğimiz pasif dinleme tabii ki tüm iletişim
boyunca değil, belli aralıklarla gencin kendini tam
anlamıyla ifade edebildiği yere kadar kullanılmalıdır.
Bundan sonraki aşamada ise karşımızdakini kabul ettiğimizi
gösteren, onu anlamamıza yardımcı olan aktif dinleme
yöntemidir. Bu yöntemde yargılama ve analize yer yoktur.
Aktif dinleme, karşımızdaki gencin söylediğini ya da
söylemek istediğini kendi kelimelerimizle ona geri iletme
biçiminde kullanılır.
Bu yöntemin püf noktası
kendimizi gencin yerine koyarak "Ben olsaydım ne
hissederdim?" diye düşünmek ve gencin ifade ettiği duyguları
isimlendirerek yansıtmaktır.
Yani: Fizik dersini hiç
anlamıyorum.
(Genç ne hissediyor? Zorlanma)
Yanıtımız: Fizik dersi sana zor geliyor .
Yargılama, öğüt verme, eleştirme olmadan sadece onun
yaşadıklarını göz önüne alarak gencin ifade ettiği duyguyu
isimlendirdik.
BİR HİKÂYE
ARKADAŞLIK
Kötü karakterli bir genç
varmış. Bir gün babası ona çivilerle dolu bir torba vermiş.
"Arkadaşların ile tartışıp kavga ettiğin zaman her sefer bu
tahta perdeye bir çivi çak" demiş. Genç, ilk günde tahta
perdeye 37 çivi çakmış. Sonraki haftalarda kendi kendini
kontrol etmeye çalışmış ve geçen her günde daha az çivi
çakmış.
Nihayet bir gün gelmiş ki hiç çivi çakmamış. Babasına gidip
söylemiş. Babası onu yeniden tahta perdenin önüne götürmüş.
Gence: "Bugünden başlayarak tartışmayıp kavga etmediğin her
gün için tahta perdelerden bir çivi çıkart."demiş. Günler
geçmiş. Bir gün gelmiş ki tahta perdede hiç çivi kalmamış.
Babası ona: "Aferin iyi davrandın, ama bu tahta perdeye
dikkatli bak, çok delik var. Artık hiçbir şey geçmişteki
gibi güzel olmayacak. Arkadaşlarla tartışıp kavga edildiği
zaman kötü kelimeler söylenir. Her kötü kelime bir yara
gibi, bir delik gibi aynen kalacak, kapanmayacaktır. Bir
arkadaş ender bir mücevher gibidir. Seni güldürür,
yüreklendirir, sen ihtiyaç duyduğunda sana yardımcı olur,
seni dinler, sana yüreğini açar" demiş.
İYİ BİR
DİNLEYİCİ NASIL OLUR?
Öncelikle bedensel olarak
karşımızdaki kişiyi dinlemeye hazır olduğumuza
inandırmalıyız. Elindeki gazeteye bakan, tırnaklarını
törpüleyen ya da yemek yapmak için koşuşturan bir kişiye
hangimiz bir şeyini anlatmak ister ki? Öncelikle
konuştuğumuz kişi özellikle bir çocuk, ön ergen ise onun boy
hizasına inerek göz teması kurmalıyız. Yüz yüze olmada en az
konuşulan şey kadar yüz ifadesinden de mesajlar alırız.
Gözlerinin buğulanması,
yüzün kızarması, gözleri kaçırma gibi pek çok sözsüz mesajı
algılayabilmemize olanak sağlar.
Böylelikle söylenen şeyle verilmek istenen mesaj hakkında
bilgi sahibi olmuş oluruz.
SEVGİNİN SADECE
SÖZÜNÜ EDENLERLE, ONU YAŞAYANLAR ARASINDA NE FARK VARDIR?
Sormuşlar ermişlerden
birine: "Sevginin sadece sözünü edenlerle, onu yaşayanlar
arasında ne fark vardır?"
"Bakın göstereyim" demiş ermiş.
Önce sevgiyi dilden gönüle indirememiş olanları çağırarak
onlara bir sofra hazırlamış. Hepsi oturmuşlar yerlerine.
Derken tabaklar içinde sıcak çorbalar gelmiş ve arkasından
da derviş kaşıkları denilen bir metre boyunda kaşıklar.
Ermiş: "Bu kaşıkların ucundan tutup öyle yiyeceksiniz" diye
bir de şart koymuş.
"Peki" demişler ve içmeye teşebbüs etmişler. Fakat o da ne?
Kaşıklar uzun geldiğinden bir türlü döküp saçmadan
götüremiyorlar ağızlarına. En sonunda bakmışlar
beceremiyorlar, öylece aç kalkmışlar sofradan.
Bunun üzerine, ermiş " Şimdi, sevgiyi gerçekten bilenleri
çağıralım yemeğe."
Yüzleri aydınlık, gözleri sevgi ile gülümseyen ışıltılı
insanlar gelmiş oturmuş sofraya bu defa.
"Buyurun" deyince her biri uzun boylu kaşıklarını çorbaya
daldırıp, sonra karşısındaki kardeşine uzatarak içmişler
çorbalarını. Böylece her biri diğerlerini doyurmuş ve
şükrederek kalkmışlar sofradan.
"İşte" demiş ermiş. "Kim ki hayat sofrasında yalnız kendini
görür ve doymamış düşünürse o aç kalacaktır. Ve kim
kardeşini düşünür de doyurursa o da kardeşi tarafından
doyurulacaktır. Şüphesiz bunu da unutmayın. Hayat pazarında
alan değil veren kazançlıdır her zaman..."
HANGİ İLETİŞİM
ENGELLERİNİ KULLANIYORUZ?
İLETİŞİM
ENGELLERİ
1. Emir vermek,
yönlendirmek: Bu iletiler, öğrenciye duygularının,
gereksinimlerinin ya da sorunlarının önemsiz olduğunu
anlatır. Öğrenci öğretmenin duygu ve gereksinimlerine göre
davranmak zorundadır: "Senin susamış olman beni
ilgilendirmez, yerine otur ve cezan bitinceye kadar bekle."
Bunlar öğrenciye o andaki davranışının kabul edilemez
olduğunu söyler: "Sızlanmayı kes, bebek değilsin."
Böyle iletiler öğretmenin gücünü korkuya dönüştürür.
Öğretmenin söylediklerini kendilerinden daha büyük ve güçlü
biri tarafından verilen gözdağı olarak algılarlar: "Sınıftan
çık."
Öğretmenlerin bu tür davranışları ile, öğrencilerden
karşılık verme, direnme, bağırıp çağırma gibi olumsuz
davranışlar ve düşmanca duygular yaratabilir. Bu iletiler,
öğretmenin, öğrencinin karar ve yeteneğine güven duymadığını
gösterir. "Bu akşam bir çalışma çizelgesi yap, yarın bana
göster."
2. Uyarmak, gözdağı vermek:
Bu iletiler emir verme ve yönlendirmeye benzer ama çocuğun
vereceği yanıtın karşılığı olacak tümceleri de içerirler:
"Ağlamayı kes, yoksa seni gerçekten ağlatacak bir şey
yaparım."
Bunlar, öğretmenin öğrencilerinin isteklerine ve
gereksinimlerine saygı duymadığını anlatır: "Yazını
zamanında bitiremezsen bitirinceye kadar burada kalırsın."
Öğrenciyi korkutur ve sindirir: " Kendine çeki düzen
vermezsen velini çağıracağım."
Emir verme, yönlendirme gibi uyarı ve gözdağı vermek de
düşmanlık yaratır.
Öğrenciler bazen uyarı ve gözdağına şöyle karşılık verirler:
"Ne olacağı umurumda değil. Ben yine bildiğimi yaparım."
Bazen de yalnızca öğretmenin vereceğini söylediği cezayı
uygulayıp uygulamayacağını görmek için yapmaları yasaklanan
şeyleri yaparlar.
3. Ahlak dersi vermek: Bu
tür ilişkilerle dış otoritenin ve zorunlulukların gücü
öğrenciye karşı kullanılır. Öğrenciler, genellikle
"yapmalısın, etmelisin" lere karşı koyar ve kendilerini daha
güçlü savunurlar.
Ahlak dersi veren iletiler öğrenciye, öğretmenin onun
yargısına güvenmediği, başkalarının doğruluğuna inandığı
şeyleri kabul etmesinin onun için daha iyi olacağı
düşüncesini verir: "Doğru olanı yapmalı, müdüre ne
biliyorsan anlatmalısın."
4. Öğüt vermek, çözüm ve
öneri getirmek: Bu tür iletiler öğretmenin, öğrencinin
sorunlarını kendi kendilerine çözebilme yeteneği olmadığına
inandığının kanıtıdır.
Bunlar, bazen öğrenciyi öğretmenine bağımlı yapar, kendisi
için düşünmesini engeller ve her sorununda, çözümü kendi
dışında bir otoriteden beklemeye başlar.
Öneri üstünlük tavrı olarak görülür. Bu da bağımsızlık elde
etmeye uğraşan gençler için çok sinir bozucudur. Önerme,
önerinin üstünlüğünü gerektirdiği için, öğrenciler kendi
kendilerine, düşünce geliştirmek yerine, önerene karşı
çıkarak çok gereksiz zaman harcarlar. Onlara göre zaten
öğretmen öğrenciyi anlasa, çözüm önermezdi. Öğrencilerin
genel düşüncesi şudur: " Benim ne hissettiğimi, ne
düşündüğümü gerçekten anlasanız öyle saçma önerilerde
bulunmazsınız."
5. Öğretmek, nutuk çekmek,
mantıklı düşünceler önermek: Öğretmen öğrenci ilişkisinde
sorun olmadığı zamanlarda öğretme, nutuk çekme öğrenciler
tarafından kabul edilebilirken, sorunlu dönemlerde kabul
edilemez. Sorunu olan öğrenciler "öğrenmeye" aşağılık
duygusu, yetersizlik duygusu ile tepki gösterebilirler.
Mantık ve gerçekler öğrencinin mantıksız ve bilgisiz
olduğunu hissettirdiği için genellikle içe kapanıklık ve
küskünlük ortaya çıkarır.
Öğrenciler de yetişkinler gibi yanlışlarının
gösterilmesinden hoşlanmazlar. Sonuna kadar
düşüncelerini savunurlar. "Ben haklıyım ve bunu
kanıtlayacağım" diye düşünürler.
Nutuk çekme etkisiz bir öğretim yöntemidir. Uygun
kullanılmadığı zaman yalnızca etkisiz olmakla kalmaz, nefret
edilen bir yöntem olur. Öğrenciler sıkılır ve dinlemeyi
bırakırlar.
Öğrenciler bazen öğretmenin "gerçek"lerini çürütmek için
sonuçsuz yöntemlere başvururlar. Öğretmenin görüşlerini
yalnızca ders dışı konularda değil, ders içinde de
eleştirirler. Alışa gelmiş öğrenci tepkilerinden biri şudur.
" Siz bu günü anlamak için çok yaşlısınız."
Öğrenciler kendi sorunları hakkında öğretmenlerinden daha
fazla gerçek ve geçerli bilgiye sahiptir. Bu yüzden
öğretmenin düşünceleri, öğrenciler tarafından bir güç
gösterisi olarak yorumlanır.
6. Yargılamak, eleştirmek,
suçlamak, aynı düşüncede olmamak: Bu iletiler, öğrenciler
üzerinde öbürlerinden daha olumsuz etki yapar. Benlik
kavramı, çocuğu yetiştiren ve onun yaşamındaki en önemli
yetişkinler olan ana baba ve öğretmenlerin yargı ve
değerlendirmeleri ile biçimlenir. İşte bu nedenle, olumsuz
değerlendirmeler çocuğun benlik saygısının aşınmasına neden
olur ve karşı eleştiri için onu kışkırtır. Sonuçta
öğrenciler de öğretmenlerine aynı biçimde tepki verir.
Öğrencilerin saygısızlığından yakınanlar, çoğunlukla olumsuz
değerlendirmeleri çok sık kullanan öğretmenlerdir.
Değerlendirme yapmak öğrencileri çok etkiler.
Değerlendirilme korkusu ile duygularını saklar ve yardım
için başkalarını ararlar. Bu tür iletilere öz imgelerini
korumak için kızgınlıkla karşılık verir ve katı bir savunuya
çekilirler. Bir öğrenciye tembel olduğunu söylemek onu
kızdırır ve hiçbir zaman çalışmaya yüreklendirmez. En kötüsü
de olumsuz değerlendirmelerin yenilenmesidir. Sık sık
olumsuz değerlendirilen öğrenciler sevilmediklerini, işe
yaramadıklarını ve hiç bir şeyi hak etmediklerini
düşünürler.
Bu tip öğrenciler kendilerine zarar verebilecek bir kişilik
geliştirebilirler.
7. Övmek, aynı düşüncede
olmak, olumlu değerlendirmeler yapmak: Öğretmenler, genel
inancın tersine, övmenin olumsuz değerlendirme kadar zarar
verdiğini duyunca inanmazlar. Öğrencinin öz imgesine uymayan
olumlu bir değerlendirme kızgınlık uyandırır: " Ben iyi bir
öğrenci değilim." Öğrenciler bu iletileri, öğretmenin
kendilerini yönlendirme ve istediğini yaptırma girişimi için
kurnazlık olarak yorumlarlar: " Siz böyle söyleyince sanki
ben daha çok mu çalışacağım?"
Öğrenciler haklı olarak, öğretmen olumlu yargılıyorsa başka
bir zaman da olumsuz yargılayabilir sonucunu çıkarır. Ayrıca
yargılamanın, üstünlüğü hissettirdiğini de düşünür. Övgünün
çok sık kullanıldığı bir sınıfta, övgünün yokluğu eleştiri
olarak yorumlanabilir. " Resmim hakkında iyi bir şey
söylemediniz, demek ki beğenmediniz." Başkalarının yanında
övmek, öğrenciyi utandırır. Öğrencilerin çoğu " iyi örnek"
olarak gösterilmeyi, " kötü örnek" gibi aşağılayıcı bulur.
Çok fazla övülen öğrenci ise buna alışır hatta övülmeye
gereksinim duymaya başlar: "Bakın öğretmenim benim kâğıdıma
bakın. Resmim ne güzel, değil mi?", "Öğretmenim bakın,
eşyalarımı Hasan ile paylaşıyorum." Öğrenciler, övgüyü sık
kullanan öğretmenin gerçekte kendilerini anlayamadığını ve
bu olumlu değerlendirmeleri, onları anlamak için
yitirecekleri zamanı kazanmak için kullandıklarını düşünür.
8. Ad takmak, alay etmek:
Öğrencilerin benlik imajları üzerinde olumsuz etki yapar.
Öğrenciler bu tip iletilere genellikle aynı tür ileti ile
tepki verir: " Şimdi bebek gibi davranan kim?"
Öğrencileri etkilemede bu tip iletileri kullanan öğretmenler
hayal kırıklığına uğrar. Öğrenciler öz eleştiri yapacakları
yerde, özürlerini kapatmak için öğretmenlerin kullandığı
iletileri kullanır: " Ben bebek değilim; bebekler böyle
davranmaz. Ben böyle davranırım."
9. Yorumlamak, analiz etmek,
tanı koymak: Bu tip iletiler öğrenciye, davranışın
nedenlerinin öğretmeni tarafından bilindiğini anlatır:
"Bunu başkalarının ilgisini çekmek için yapıyorsun." Bu
amatörce yapılan psikanaliz öğrenciye gözdağı gibi gelebilir
ve sıkıntı verir. Öğretmenin çözümlemesi doğruysa, öğrenci
kendini çıplak olarak açıkta kalmış hisseder ve utanır. Eğer
yanlışsa, ki çoğunlukla böyledir, öğrenci yersiz suçlandığı
için kızar.
Öğrenciler bu iletileri öğretmenin kendini çok akıllı ve
bilgili sanmasının ve üstün olmasının nedeni ile Tanrı gibi
içlerini okumasının bir kanıtı olarak görürler. " Nedenini
biliyorum" "içini okuyorum" gibi iletiler öğrencinin konuşma
isteğini yok eder. Düşüncelerini öğretmenle paylaşmamasını
öğretir ve çok tehlikelidir.
10. Güven Vermek,
Desteklemek, Avutmak, Duygularını Paylaşmak: Yüzeyde bu
iletiler sorunlu öğrencilere çok yararlıymış gibi görünür,
ama gerçekte böyle değildir. Öğretmenin karmaşık duygular
yaşayan öğrencisine güven vermeye çalışması onda
anlaşılmadığı izlenimini uyandırabilir.
Öğretmenler, öğrencilerin olumsuz duygularından
etkilenmediklerinden onları avutmaya çalışırlar. Böyle
durumlarda güven verici ve destekleyici iletiler öğrenci
tarafından, öğretmenin onun duygularını değiştirmesini
istediği biçimde anlaşılır: " Her şey düzelecek, yarın
kendini daya iyi hissedeceksin."
Öğrenciler öğretmenlerin bu çabalarının kendilerini
değiştirmek için olduğunu sezer ve onlara güvenmezler.
Acıma, öğrencinin duygularını incitir ve iletişimini bozar;
çünkü öğrenci öğretmenin, duygularını değiştirmeye
çalıştığının farkındadır
11. Soru sormak, sınamak,
çapraz sorgulamak: Sorunlu olduğu zaman öğrenciye soru
sormak onda güvensizlik ve kuşku uyandırır. " Dün akşam
ödevini sana söylediğim gibi yaptın mı?" Öğrenciler bazı
soruların, onları tuzağı düşürmek ve eksiklerini bulmak için
sorulduğunu düşünür: " Ne kadar çalıştın? Bir saat mi? O
zaman iyi bir notu hak etmiyorsun." Soruların nedenlerini
anlamayan öğrenciler onları göz dağı aracı olarak algılar ve
soruya soru ile tepki verir: " Niçin bilmek istiyorsunuz?"
Sorunlu öğrenciye soru soran öğretmenler, öğrencide,
sorununu çözmede ona yardımcı olacağı yerde, sorunu onun
adına kendisinin çözmesi için bilgi topladığı izlenimini
uyandırır: "Kuzenin artık sizde kalacakmış, bu konuda ne
düşünüyorsunuz?"
Sorunu olan öğrenciye sorununu çözme amacı ile sorulan her
soru, onun konuşma özgürlüğünü sınırlar ve bir sonraki
iletisini sanki dikte ettirir. " Bu duyguyu ilk ne zaman
fark ettin?" diye sorarsanız, öğrenci yalnızca bu duygunun
ilk ortaya çıkışını anlatacak, başka hiç bir şey
anlatmayacaktır. Avukatlar gerçeği saklamaya çalışan
sanıkları konuşturmak için çapraz sorgulama yöntemini
öğrenir. Ancak yine de konuşmak istemeyen tanıktan yeterli
bilgiyi alamazlar. Demek ki sorgulama, açık ve yapıcı
iletişimi kolaylaştırmak için yararlı değildir.
12. Sözünden dönmek,
oyalamak, alay etmek, şakacı davranmak, konuyu saptırmak:
Böyle iletiler yüzünden öğrenci, öğretmeninin onunla
ilgilenmediğini, duygularına saygı göstermediğini, belki de
onu dışladığını düşünür.
Öğrenciler sorunlarını dile getirmek istediklerinde çok
ciddidirler. Şakayla, espriyle karşılık vermek onları
incitebilir ve itilmişlik, bir kenara atılmışlık duygusunu
uyandırır.
Öğrencileri başından savmak, o anki düşüncelerinden
saptırmak, ilk başta başarılı gibi görülebilir. Ancak
kişinin üzerinde konuşulmayan duyguları yeniden
çıkaracaktır; çünkü ertelenen sorunlar çözümlenmemiş
sorunlardır.
Öğrenciler saygıyla dinlenilmek ve anlaşılmak isterler. Alay
eden, oyalayan öğretmenler, onları sorunlarının çözümünü
başka kişilerde aramaya iterler. Böyle öğretmenleri yardım
için danışılabilecekleri, güvenebilecekleri ve iletişim
kurabilecekleri kişiler olarak görmezler.
ANNE BABA OKULU
UFKUMUZU AÇAN ÖNERİLER
1. Planlarınızı
paylaşın:
Düzenli olarak yaptığınız aile toplantılarında, çocuğunuza
model rolünde bir ebeveyn olarak kendi planlarınızdan
bahsedin. Planlı aktiviteler için yardımcı olun ve ders
çalışma programının aralarına aile toplantıları koyun.
2. Kitap okuma saatlerinin kaydını tutun:
Yatay eksende haftanın günlerinin yazılı olduğu bir grafik
tutarak çocuğumuzu okuma konusunda motive edebilirsiniz.
Çocuğunuzun en sevdiği kitaptan her akşam kaç sayfa
okuyacağı konusunda hedef belirlenmesini sağlayın ve grafiği
nasıl işaretlemesinin gerektiğini öğretin. Bu şekilde her
gün okuduğu sayfa sayısının arttığını göreceksiniz ve daha
da önemlisi çocuğunuzu bu ilerlemesinden dolayı övdüğünüz
zaman yüzündeki ışıltıyı sizde fark edeceksiniz.
3. Problemlerine
yardımcı olun (Sorunlarıyla ilgilenin):
Çocuğunuzun okulda sürekli tekrar eden bir problemi
olduğunda, çocuğunuzun öğretmeniyle konuşun ve problemi
çözmek için planlar yapın. Buna rağmen sorun hâlâ devam
ediyorsa, çözülmemişse ilerlemesine engel olan belirli bir
öğrenme problemi olup olmadığını anlamak için bir test
uygulayın. Bu mümkün değilse en kısa zamanda rehberlik
servisinden yardım alın.
4 . Dinlenme
metotlarını öğretin:
Eğer çocuğunuz sınav olurken panikliyorsa, ona küçük bir
dinlenme, rahatlama tekniği öğretin. Önce, karnından yavaş
ve rahat nefes almasını söyleyin. Daha sonra, nefesini
verirken fısıltıyla D-İ-N-L-E-N demesini söyleyin.
Çocuğunuza gerginliği ve vesveseleri arttığında bu yeni
metodu uygulaması için cesaretlendirin. Bunu aynı zamanda
siz de uygulayabilirsiniz.
5. Sınavlarda
kendine güven konusunda özellikle durun:
Bazı çocuklar herhangi bir sınava tam olarak hazır
olduklarını hissetmek için aşırı çalışma ihtiyacı duyarlar.
Eğer sizin çocuğunuz da bu kategorideki çocuklardan biriyse,
sınav gününden günlerce önce tekrar etmesini sağlayan, makul
bir ders planı hazırlamasına yardımcı olun. Çocuğunuzun
kendine güvenini kuvvetlendirecek uygulama sınavlarına
girmesini sağlayın.
6. "Araştır, sor,
oku, anlat, tekrar et" metodunu çalışma aracı olarak
kullanın:
Sayısal sözel veya herhangi bir ders ile alakalı bir konuya
çalışmaya başlamadan önce, çocuğunuza önce o konunun genel
olarak ne hakkında olduğunu anlaması için araştırması
gerektiğini, daha sonra konudaki başlıklar hakkında kendi
kendine sorular üretmesi gerektiğini, bir sonraki aşamada bu
sorunlara verilen cevapları okumasını, daha sonra verilen bu
cevapları kendi kendine anlatmasını ve en son olarak da
bütün öğrendiklerini tekrar etmesi gerektiğini öğretin veya
sağlayın.
7. Televizyon İzleme
vaktini sınırlayın:
Çocuğunuzun her hafta kaç saatini TV önünde geçireceğine
karar verin. TV rehberinden, programları ve showları
çocuğunuzun önceden seçmesini sağlayın. Uygun zamanlarda
tekrar izletmek için özel programlar kaydedin.
8. Aile olarak
TV'den uzak kalmayı planlayın:
Yılda bir hafta TV izlemeyin. Bu süre daha zevkli işlerin
yapılmasına ve yeni şeylerin öğrenilmesine vesile olabilir.
9. Çocuğunuzla
beraber TV izleyin:
Programın içeriğini çocuğunuza açıklayın. Çocukların gerçek
ve hayali ayırt etmelerine yardımcı olun. Reklamları
tartışın ki çocuğunuz bilinçli bir tüketici olabilsin.
10. Beraber okuyun:
Bütün ailenin aynı anda katılabileceği bir okuma saati
ayarlayın. Çocuklar, anne-babalarını okurken görmeye ihtiyaç
duyarlar. "Söylediğimi yap", ifadesinin "Yaptığımı yap"
kadar etkili olmadığını unutmayın. Okuma kelime dağarcını
arttıracaktır ve sohbetleri zevkli hale getirecektir.
11. Mantıklı
hedefler belirleyin:
Bir çocuk için C'den A'ya derece atlamak imkânsız gibi
görünür. Her seferinde çocuğunuzu her gece çalışması için
destekleyin ve gösterdiği çaba için her gün onu tebrik edin.
Gelişmeyi göreceksiniz.
12. Soruları
cevaplayın:
Öğrenme, saat 3'te bitmez. Soruları öğrenme deneyimine
çevirin. Eğer çocuğunuzun sorunlarının cevabını
bilmiyorsanız bir kaynak kitaba baş vurun. Bir gezi
planladığınızda önce biraz ev ödevi yapın. Beraber
gideceğiniz yerin tarihini araştırın. Görülmeye değer
yerlerin listesini yapın ve bu yerin neden önemli olduğunu
bulun.
13. İyi bir
dinleyici olun:
Çocuğunuzun, size her gün okumasını sağlayın. Onu sadece
yanlış okuduğu kelimeleri düzeltmek için dinlemeyin. Biriyle
bağlantılı kavramlar hakkında o durumda karakterlerin başka
neler yapmış olabileceği hakkında, daha sonra ne olabileceği
hakkında konuşun. Çocuğunuzun, benzer temalarda okumuş
olduğu hikâyeleri hatırlamasını ve onları karşılaştırmasını
sağlayın.
14. Birlikte sesli
okuyun:
Çocuğunuz okumaya başladıktan sonra ona kitap okumayı
sürdürün. Şiir ve klâsiklere de yer verin ve çocuğunuza
okutturun. Sizin çocuğunuza okuduğunuz kitapların çoğu daha
sonraları en sevilen ve tekrar tekrar okunan kitaplar
arasında yer alır.
15. Okul işlerinde
istekli olun:
Çocuğunuzun gittiği okulun faaliyetlerini destekleyen
velilerden olun. Özel durumlarda okulda bulunacak telefon
konuşmalarında bulunarak okula yardımcı olun. Çocuklar anne
ve babalarını okulda görmekten çok hoşlanır. Ayrıca okulun
sizin yardımınıza ihtiyacı var.
16. Öğretmenlerle
konuşun:
Çocuğunuzun öğretmeniyle görüşmek için bir sorun çıkmasını
beklemeyin. Diyalogu ilk günlerden başlatın ve devam
ettirin. Okulun ve öğretmenlerin yaptığını takdir etmek,
bunu onlara hissettirmek çok önemlidir. Ufak bir teşekkür
pek çok yol aldırır. Öğretmenlerin de olumlu tepkilere
ihtiyacı vardır.
17. Konuşmayı
genişletin:
Küçük çocuklar konuşmaya başladığı zaman onlara baş
sallayarak ya da tek kelimelik cevap vermeyin. Onların
kelime dağarcığını genişletin ve onları düşünmeye sevk
edecek cevaplar verin. Sonraları, çocuğunuzun uzun cümleler
kurmasına ve düşüncelerini detaylarıyla açıklamasına
yardımcı olun.
18. Çok pratik
yaptırın:
Mükemmellik amaç değildir. Büyüklerle kurulan en küçük bir
diyalog, oyunlarda rol alma gibi faaliyetler çocuğunuzun
pratik yapmasını sağlayacaktır.
19. Okul Takip
Çizelgesi Tutun:
Çocuğunuzun her yıl çalışmasını gösteren bir çizelge
belirleyin ve böylece onun neleri öğretmekte olduğunu
anlayabilirsiniz. Bu şekilde sık sık tekrarladığı hataları
ya da dikkatsizlikleri saptayarak gerektiği zaman bu
çizelgenin size yardımcı olmasını sağlayabilirsiniz.
20. Okul
Çalışmalarını Sağlayın:
Çocuğunuz okulda olamadığında ev ödevlerini gözardı etmeyin.
Çocuğunuzun ödevlerini düzenlemesinin önemli bir yeri
vardır. Bu çocuğunuzun çalışmalarını saklı tutmasına ve
hergün sınıfta olanların önemli olduğunun sizin tarafınızdan
bilinmesine yardımcı olacaktır.
21. Ev Ödevi Planı
Yapın:
Çocuğunuza ödevlerini yapması için iyi bir ışık ve
aydınlatma sağlayın. Düzenli bir zaman ayarlayın.
Çocuğunuzun yaptığı ödevleri zamanında ve doğru biçimde
övün.
BİR HİKAYE
BEŞ MAYMUN
Kafese beş maymunu koyarlar.
Ortaya da bir merdiven ve tepesine de iple muzları asarlar.
Her bir maymun merdivenleri çıkarak muzlara ulaşmak
istediğinde dışarıdan üzerine soğuk su sıkarlar. Her bir
maymun aynı denemeye giriştiğinde çok soğuk suyla ıslatılır.
Bütün maymunlar bu denemeler sonunda sırılsıklam ıslanırlar.
Bir süre sonra muzlara hareketlenen maymunlar diğerleri
tarafından engellenmeye başlanır. Suyu kapatıp maymunlardan
biri dışarı alınıp yerine yeni bir maymun koyulur. İlk
yaptığı iş muzlara ulaşmak için merdivene tırmanmak olur
fakat diğer dört maymun buna izin vermez ve yeni maymunu
döverler.
Daha sonra ıslanmış maymunlardan biri daha yeni bir maymunla
değiştirilir. Bu ikinci maymun da merdivene ilk yaptığı
atakta dayak yer. Bu ikinci yeni maymunu en şiddetli ve
istekli döven ilk yeni maymundur. Islak maymunlardan
üçüncüsü de değiştirilir. En yeni gelen maymun da ilk
atağında cezalandırılır. Diğer dört maymundan yeni gelen
ikisinin en yeni gelen
maymunu niye dövdükleri konusunda hiç bir fikirleri yoktur.
Son olarak en baştaki ıslanan maymunların dördüncüsü ve
beşincisi de yenileriyle değiştirilir. Tepelerinde bir
salkım muz asılı olduğu halde artık hiçbiri merdivene
yaklaşmamaktadır.
Neden mi? Çünkü burada isler böyle gelmiş ve böyle
gitmelidir. (mi acaba?)
BİR HİKAYE
ZAMAN YÖNETİMİ DERSİ
Aşağıdaki gerçek hikâye
Kellog Business School'da (Northwestern Üniversitesi) İş
İdaresi mastır öğrencileri ile Zaman Yönetimi Dersi
profesörü arasında geçer:
Profesör sınıfa girip karsısında duran dünyanın en seçilmiş
öğrencilerine kısa bir süre baktıktan sonra, "Bu gün Zaman
Yönetimi konusunda deneyle karışık bir sınav yapacağız"
dedi. Kürsüye yürüdü, kürsünün altından kocaman bir kavanoz
çıkarttı. Arkadan, kürsünün altından bir düzine yumruk
büyüklüğünde taş aldı ve taşları büyük bir dikkatle
kavanozun içine yerleştirmeye başladı. Kavanozun daha başka
taş almayacağına emin olduktan sonra öğrencilerine döndü ve
"Bu kavanoz doldu mu?" diye sordu. Öğrenciler hep bir
ağızdan "Doldu" diye cevapladılar. Profesör "Öyle mi?" dedi
ve kürsünün altına eğilerek bir kova mıcır çıkarttı. Mıcırı
kavanozun ağzından yavaş yavaş döktü. Sonra kavanozu
sallayarak mıcırın taşların arasına yerleşmesini sağladı.
Sonra öğrencilerine dönerek bir kez daha "Bu kavanoz doldu
mu?" diye sordu. Bir öğrenci "Dolmadı herhâlde" diye cevap
verdi.
"Doğru" dedi profesör ve gene kürsünün altına eğilerek bir
kova kum aldı ve yavaş yavaş tüm kum taneleri taşlarla
mıcırların arasına nüfuz edene kadar döktü. Gene
öğrencilerine döndü ve "Bu kavanoz doldu mu?" diye sordu.
Tüm sınıftakiler bir ağızdan "Hayır" diye bağırdılar.
"Güzel" dedi profesör ve kürsünün altına eğilerek bir sürahi
su aldı ve kavanoz ağzına kadar doluncaya dek suyu boşalttı.
Sonra öğrencilerine dönerek "Bu deneyin amacı neydi" diye
sordu. Uyanık bir öğrenci hemen "Zamanımız ne kadar dolu
görünürse görünsün, daha ayırabileceğimiz zamanımız mutlaka
vardır" diye atladı. "Hayır" dedi profesör, "bu deneyin esas
anlatmak istediği "Eğer büyük taşları baştan yerleştirmezsen
küçükler girdikten sonra büyükleri hiç bir zaman kavanozun
içine koyamazsın" gerçeğidir". Öğrenciler şaşkınlık içinde
birbirlerine bakarken profesör devam etti: "Nedir
hayatınızdaki büyük taşlar?
Çocuklarınız, eşiniz, sevdikleriniz, arkadaşlarınız,
eğitiminiz, hayâlleriniz, sağlığınız, bir eser yaratmak,
başkalarına faydalı olmak, onlara bir şey öğretmek! Büyük
taşlarınız belki bunlardan birisi, belki bir kaçı, belki
hepsi. Bu akşam uykuya yatmadan önce iyice düşünün ve sizin
büyük taşlarınız hangileridir iyi karar verin. Bilin ki
büyük taşlarınızı kavanoza ilk olarak yerleştirmezseniz hiç
bir zaman bir daha koyamazsınız, o zaman da ne kendinize, ne
de çalıştığınız iş yerine, ne de ülkenize faydalı olursunuz.
Bu da iyi bir iş adamı, gerçekte de iyi bir adam
olamayacağınızı gösterir". Profesör, ders bittiği hâlde
konuşmadan oturan öğrencileri sınıfta bırakarak çıktı...
BAŞKA NELER
YAPMALIYIZ?
1. Çocuğunuzun sağlık durumu
ile yakından ilgileniniz. Hastalıklardan bir kısmı, çocuğun
hayat enerjisini önemli ölçüde azaltarak onu dermansız
bırakır. Bir kısmı ise; doğurdukları devamlı acı ve ağrılar
yüzünden çocuğun ilgi ve dikkatini ders konuları üzerinde
toplamasına engel olur. Sağlık durumu çocuğun okul
başarısına etki ettiği gibi bazı rahatsızlıkların
bilinmemesi veya tedavi ettirilmemesi birtakım uyumsuz
davranışların da sebebi olacaktır.
2. Çocuğunuzu kahvaltı ettirmeden veya yemek yedirmeden
kesinlikle okula göndermeyiniz. İlköğretimdeki çocuk hızlı
bir büyüme ve gelişme dönemindedir. Bu konuda titiz olunuz.
Yemeklerini zamanında yediriniz.
3. Çocuğunuzun kılık-kıyafetine özen gösteriniz.
Kıyafetlerinin okul kurallarına uymasına ve temizliğine
dikkat ediniz.
4. Çocuğunuzun derslerinin ve davranışlarının daha iyiye
yönelmesi için, öğretmenlerle sıkı bir işbirliği kurunuz.
Veli toplantılarına mutlaka katılınız.
5. Çocuğunuzun yaşamındaki en etkili çevre aile çevresidir.
Çocuk yaşamında en çok etkili örnekleri ailesinden alır.
Anne-baba olarak tüm davranışlarınızla çocuklarınıza örnek
olunuz.
6. Çocuğunuzu iyi tanıyınız. Çocuklardan yapamayacağı
şeyleri istemeyiniz. Onları yeteneklerinin ötesinde başarı
göstermeye zorlamayınız.
7. Çocuğun tüm arzularının yerine getirilmesi ona her
istediği şeyi yapabileceği, elde edilebileceği kanısının
verilmesi veya tam tersi isteklerinin çok sınırlandırılması,
hiç yerine getirilmemesi çeşitli uyumsuz davranışlar
geliştirmelerine neden olacaktır. Bu konuda titiz olunuz.
8. Çocuğunuza yeteri kadar harçlık veriniz. Harçlığını
mümkünse önce günlük olarak veriniz. Daha sonra bunu
haftalık ve aylık yapabilirsiniz. Bunu yaparken çocuğunuzun
ihtiyaçlarını göz önüne alarak harçlığını niçin verdiğinizi
ona açıklayınız. Böylelikle kendisini yönetmesini öğrenecek
ve sorumluluk kazanacaktır.
9. Çocuklarınızı başka çocuklarla veya kardeşleri ile
mukayese etmeyiniz. Her insanın sahip olduğu nitelikler
farklıdır. Onları olduğu gibi kabul ediniz.
10. Çocuklarınızı korkutmayınız. Fazla baskılardan, bedeni
cezalardan, olmayacak sınırlamalar koymaktan kaçınınız.
11. Çocuklarınızın belli davranışları için anne-baba olarak
değişik davranış göstermeyiniz, aynı şekilde davranınız.
12. Çocuklarınızla iyi notların yanında zayıf not almasının
da normal olduğunu ve çalışmakla durumunu düzeltebileceğini
telkin ediniz.
13. Çocuğunuzun okul yaşantısı ile ilgileniniz.
Anlattıklarını dinleyiniz.
14. Çocuğunuzun okul dışındaki arkadaşlarını kontrol ediniz.
15. Çocuğunuzun okul ve öğretmenler hakkında şikâyetleri
olursa onu dinledikten sonra okul yönetimi ve öğretmenler
ile görüşünüz.
16. Öğretmenler öğrencisinden makul olan ders araç ve
gereçlerini almasını istemişlerse, bunları zamanında ve
yeterince temin ediniz.
17. Ders çalışırken, çocuğunuzu ev işi, çarşı, pazar işi
için rahatsız etmeyiniz.
18. Çocuğunuzun mümkün olduğu kadar sosyal yaşantılar
içinde, sosyal olmasını sağlayınız. Okul ve çevresindeki
sosyal faaliyetlere katılmasına izin veriniz.
19. Çocuğunuzu sık eleştirmeyiniz. Hele bunu başkalarının
yanında yapmayınız. Onun aşağılık duygusuna kapılmasını
önleyiniz.
20. Beğenmediğiniz, hoşunuza gitmeyen yönleri kadar,
beğendiğiniz takdir ettiğiniz taraflarını da söyleyiniz.
Onun kendine güven duymasını sağlayınız. Çocuklarınız
arasında asla ayrım yapmayınız. Çocukları kıskandırmayınız.
Hepsine sevgi ve ilgi gösteriniz.
21. İçinde bulundukları yaşlarda arkadaş çocuğunuz için çok
önemlidir. Arkadaşı olmasına, iyi arkadaş seçmesine yardımcı
olunuz.
22. TV izlemede çocuğunuza seçici olma alışkanlığı
kazandırınız. Sürekli TV izlemek çocuğunuzun başarısını
olumsuz yönde etkiler. Ancak bunu zor kullanarak değil ikna
ederek gerçekleştiriniz.
23. Çocuğunuzun okuluna ve eve zamanında gelişini
sağlayınız, varsa geç kalma alışkanlığının nedenini
araştırınız.
24. Evde çocuğunuza rahat bir çalışma ortamı hazırlayınız.
Çocuklarınızın zararlı alışkanlıklar edinmesine engel
olunuz. Onların zararlı alışkanlıklara karşı duyarlı
olmalarını sağlayınız.
25. Çocuklar önünde yapılan tartışmalar, kavgalar onları
mutsuz, güvensiz ve endişeli olmalarına neden olur.
Sorunlarınızı yanında konuşmayınız, münakaşa etmeyiniz.
26. Çocuğunuzun çeşitli sorunları için sınıf öğretmenine ve
okul rehber öğretmenine başvurunuz. Bunu yaparken evdeki
davranışlarını da açık yüreklilikle anlatınız.
27. Çocuğunuzun evde ders çalışmasını kontrol ediniz. Ancak
sürekli şekilde "dersine çalış" ikazı olumsuz etki
yapmaktadır. Ona güvendiğinizi belli ederek uyarınız.
28. Çocuğunuzun okula devam durumunu yakından izleyiniz.
29. Çocuğunuzun yanında ona uygulanan eğitimin tartışmasını
yapmayınız. Okul ve öğretmenler ile ilgili görüşlerinizi
çocuğun yanında açığa vurmayınız. Çocuğunuzun çalışma
programı yapmasına, uygulamasına yardımcı olunuz. Planlı
çalışma üzerinde durunuz.
30. Çocuğunuzun boş zamanlarını değerlendir-mesinde size
büyük sorumluluklar düşmektedir. Onların boş zaman
faaliyetleri ile ilgileniniz. Çeşitli iş ve uğraşlar
hazırlayınız.
31. Çocuklarınıza karşı sabırlı, soğuk kanlı ve anlayışlı
olunuz. Doğal olarak onlar hata yapacaklardır. Kusurları ve
kötü hareketleri olacaktır. Çocuklar düşündüğünüz,
istediğiniz gibi tavır ve davranışlar göstermiş olsalardı
ailede ve okulda eğitim denilen şeye gerek kalmazdı.
BİR DEMET
ÖZEL İNSANLARA,
Sevilecek biri olmadığın
zamanlarda bile Seni sevmeli...
Sarılacak biri olmadığın zamanlarda bile Sana sarılmalı...
Dayanılmaz olduğun zamanlarda bile Sana dayanmalı..
Dost dediğin;
Fanatik olmalı;
Bütün dünya seni üzdüğünde Sana moral vermeli,
Güzel haberler aldığında seninle dans etmeli,
Ve ağladığında, seninle ağlamalı...
Ama hepsinden daha çok;
Dost matematiksel olmalı;
Sevinci çarpmalı... x
Üzüntüyü bölmeli... ÷
Geçmişi çıkarmalı... −
Yarını toplamalı... +
Kalbinin derinliklerinde ihtiyacı hesaplamalı...
Ve her zaman bütün parçalardan daha büyük olmalı...
İşi bitince seni bir tarafa atmamalı..
MEVLANA
EĞİTİMİN AMAÇLARINI GÖZARDI ETMEYİN:
Eğitimin amaçları şunlardır:
• Güven kazandırmak
• Hayatı sevdirmek
• Bilgi kazandırmak
• Beceri kazandırmak
• Olumlu davranışlar kazandırmak
• İşbirliği duygusunu geliştirmek
• Sağlıklı ve iyi insan, toplumsal bilince sahip bireyler ve
birbirini anlayan, mutlu insanlardan oluşan bir toplum
meydana getirmek,
• Kendini sevdirmek
• Kendini ve sağlığını koruyacak alışkanlıklar kazandırmak
HERKESİN
YAPABİLECEĞİ BİR YEMEK TARİFİ
Bir bardak dolusu gülümseme
ile başlayın,
Bir kap dolusu dostluk ilave edin,
Bir tutam yumuşaklık ve biraz da nezaket tozu ile kabartın,
Bir kaşık ümit,
Bir büyük porsiyon yardımlaşma,
Çok miktarda ılım ve bir tutam alçakgönüllülük ile çırpın.
Kuvvetlendirmek için de bir çorba kaşığı güvene ihtiyacınız
olacak.
Bir sadakat kasesi içinde bir ölçü inanç, iki ölçü aklı
selim ve birkaç damla hoşgörüyü azar azar ilave ederek sevgi
ile karıştırın.
İki kaşık gülücük, bir kaşık sabır ve bir tutam övgü ilave
edin. Şevk ile hiç durmadan karıştırın ve şükran ile
tatlandırın.
Yemeğin adını mı merak
ediyorsunuz?
İNSANLIK !!!
ÇOCUKLARINIZA
SEVGİ, SAYGI VE DOSTLUĞU ÖĞRETİN:
Çocuklarınızın; düşmanlık
görürse kavgayı, alay edilirse utanmayı, hoşgörü, sabır ve
cesaret gösterilirse, kendine güvenmeyi, ödül ve övgü ile
sadece almayı değil vermeyi, güven duyularak dostluğu,
beğenerek sevmeyi öğreneceklerini, ilgi ve dostluk görerek
sevgiyi yürekten sezip dünya ile arkadaşlık kuracaklarını
unutmamalısınız.
Sağlayacağınız hiçbir imkan, evdeki mutlu ve insani
ilişkilerinizden daha fazla teşvik edici değildir. Bunun
yanı sıra yapacağınız fedakarlıklar, onların başarılı
olmalarına katkıda bulunarak onların mutlu kişiler olarak
topluma katılmalarını sağlayacaktır.
Çocuklarımız bizim güllerimizdir. Onları elbette çok
severiz. Ama nedense bunları çocuklarımıza gösterme
konusunda pintilik yaparız. Aklımızca onların şımarmasından
fazla yüz bulup disiplinsiz davranışlar içine girmesinden
korkarız. Çocuğunuza, çocuğunuz olduğu için sevginizi, onun
bir insan olmasından dolayı saygınızı gösterin. Kısacası ona
değer vermekten çekinmeyin.
ÇOCUĞUNUZUN
KAYGISINI ARTTIRMAYIN:
Anne-babaların çocuklarının
küçüklüklerinden beri onlardan sürekli yüksek başarı
beklemesi, çocuğun hatalarını düzeltmek için onu sürekli
eleştirmesi, çocuğunu dayak ve hırpalanma gibi cezalarla
eğitmesi, bol yargılayıcı ifadeler kullanması -haylaz
tembel, sorumsuz, dağınık, pısırık, yavaş vb. gibi çocuğun
kendine olan güvenini zayıflatır. Bunun sonunda ortaya çıkan
kaygı endişe verici bir kaygıdır.
Çocuklar kendilerine nasıl davranılırsa o şekilde algılama
ve karşılık verme eğilimindedirler. Nasıl bir davranış
bekliyorsak, onlara karşı bu türden bir davranış içinde
bulunmalıyız. Bu bağlamda başkaları ile kıyaslanmak bir
öğrencinin motivasyonunu bozan ve kaygısını arttıran en
büyük nedenlerdendir.
Kendi beklentilerinizle öğrencinin sınırları arasında
gerçekçi bir denge kurun. Onun kendisi ile yarışmasını
sağlayarak başkaları ile kendini kıyaslayarak moralinin
bozulmasına izin vermeyiniz. Aksi taktirde öğrenci, hem
etrafındaki insanlarla sürekli kıyaslanması,hem de
kendinden, kapasitesinin çok üstünde yerler istenmesi sebebi
ile kilitlenecek bir türlü ders çalışamayacaktır.
Onunla aynı yaşlardaki şartlarınızı kıyaslayarak moralini
bozmayın. Devamlı kendi başarılarımızdan bahsetmek onları
sıkar. Yaşadığınız tecrübelerden onların da yararlanmasına
çalışın. Bu, onların ufuklarını açacak, hayata farklı bir
açıdan bakmalarını sağlayacaktır.
KISA KISA BAŞARI
• Eleştirme, erteleme, suçlama, şikâyet etme...
• Karşınızdakini dürüstlük ve içtenlikle övün...
• Karşınızdakinde güçlü bir istek uyandırın,
yüreklendirin...
• Karşınızdakine içten bir ilgi duyun...
• Gülümseyin...
• Karşınızdakine ismiyle hitap edin...
• İyi bir dinleyici olun. Karşınızdakine,
kendinden bahsetmesi için cesaret verin...
• Karşınızdakinin ilgilendiği şeylerden
bahsedin...
• Karşınızdakinin kendini önemli hissetmesini sağlayın ve
bunu içtenlikle yapın...
• Bir tartışmadan en iyi sonucu almanın tek yolu,
tartışmadan kaçmaktır...
• Karşınızdakinin fikrine saygı gösterin ve asla
"yanılıyorsun'' demeyin...
• Eğer hatalıysanız bunu hemen kabul edin...
• Konuşmaya dostça başlayın...
• Empati kurun ve karşınızdakinin size hemen "evet''
demesini sağlayın...
• Bırakın konuşmanın çoğunu karşınızdaki yapsın...
• Karşınızdakilerin düşünce ve isteklerine anlayışla
yaklaşın...
• Fikirlerinizi canlandırın ve rekabet yaratın...
• Konuşmaya içten bir iltifat ve övgüyle başlayın...
• Karşınızdakinin hatalarına üstü kapalı bir şekilde
değinin...
• Karşınızdakini eleştirmeden önce kendi hatalarınızdan
bahsedin...
• Doğrudan emir vermek yerine sorular sorun...
• Karşınızdakinin gururunu kurtarmasına izin verin...
• Övgü ve takdirlerinizde içten ve cömert olun...
• Karşınızdakine koruması gereken bir ün verin...
• Karşınızdakine cesaret verin, hataların kolay
düzeltilebilirmiş gibi görünmesini sağlayın...
• veeeeee karşınızdakine SEVGİ gösterin...
Ailenin temel
gereksinimleri şunlardır:
• Değerli olma duygusu: aile içindeki etkileşim çocukları ya
"ben değerliyim" ya da "değersizim" duygusuna götürür. Bu
gereksinim aile içinde yerine getirilmezse, çocuk her türlü
davranışla bu duyguyu elde etmeye çalışır. Ergenlik
çağındaki erkek çocukların, çete kurarak yaptıkları
çatışmaları aslında kendilerini önemli görmeyen bir aile
ortamına tepki olarak yorumlanmaktadır. "Ben değerliyim"
duygusunu aile içinde hisseden bir birey, kendisini
kanıtlamak için aşırı davranışlar içinde bulunma gereksinimi
duymaz.
• Güven ortamı: Ailenin tehlike içinde olması halinde çocuk,
aile dışına yönelir. Güvenli bir aile her zaman bireylerinin
içinde kendilerini dürüstçe ifade edebildikleri ortak
kazançlar için bir araya gelebilen ailelerdir.
• Öğrenci her şeyden önce bir insandır. İnsan ise hata da
yapabilir yanlış da. Yanlışa yanlışla karşılık vermek
yangını körükler. Yapılacak şey, öğrenciye güven
aşılamaktır. Ona güvendiğinizi, bu sorunu aşacağını, size
müracaat ettiğinde yanında olacağınızı mutlaka belirtin.
• Güven ortamını kuvvetlendiren belki en önemli sebep, sizin
davranışlarınızla kişiliğiniz arasında bir tezat
olmamasıdır. Özellikle çocuğunuzu zararlı alışkanlıklardan
sakındırmak istiyorsanız, kendiniz onlardan mutlaka uzak
durun. Sizi olumlu anlamda geliştirecek çalışmalarla -kitap
okuma, aile bireylerinizle sohbet etme, müzik, resim vb.-
meşgul olmanız, onlar için en güzel modeli oluşturacaktır.
• Yakınlık ve dayanışma duygusu: aile içinde temel güven ve
stres sorunu varsa bireyler bu sorunun altında ezilirler. Bu
kişiler kendilerine dahi güvenemezler. Aile içinde güven
duygusu gelişmiş ve dayanışma son derece güzelse, dışarıdaki
olumsuz etkiler aile üyelerini fazla etkilemez, ya da
bunlardan kolayca kurtulabilirler.
• Sorumluluk duygusu: aile sistemi içindeki anne ve babalar,
davranış ve sözleri ile sorumluluk duygusunu ifade ederler.
Aile içinde sadece anne ve baba değil tüm aile bireyleri
sorumlulukları paylaşmalıdır. Çocuklara da kabiliyetleri ve
yaşları oranında sorumluluk vermek yerinde olur. Onların
sorumluluklarını üslenerek hareket eden ebeveynler,
çocuklarının sorun çözemeyen, sorumluluk alamayan kişiler
olarak yetişmesine sebep olurlar.
• Zorluklarla mücadele ederek onların üstesinden gelmeyi
öğrenme: Çocuğa her şey hazır verilmemelidir.
Karşılaştıkları her sorunda anne ve babalarını öne süren
çocuklar, sürekli başkalarına muhtaç, kendilerine güvensiz
olur. Böyle kişiler yeteneklerini keşfedemezler. Bu
sebeplerden çocuklar, kontrollü olarak sorunlarıyla baş başa
bırakılmalıdır. Önce onların bu sorunu çözmesini beklemek
gerekir.
SADECE SENİN İÇİN...
Sadece bu sabah içimden ağlamak geldiği halde yüzünü
gördüğümde gülümseyeceğim.
Sadece bu sabah için, ne giymek istediğinin seçimini sana
bırakacağım. Ve gülümseyerek ne kadar yakıştığını sana
söyleyeceğim.
Bu öğleden sonra seni ilgilendiren konularda ikinci bir
düşünce üretmeyeceğim.
Bu öğleden sonra kurabiye pişirirken bana yardım etmene izin
vereceğim. Başında dikilip düzeltmeye çalışmayacağım.
Bu gece seni kollarımda tutacağım. Seni ne kadar sevdiğimi
anlatacağım.
Bu gece geç saate kadar balkonda oturmana ve balkonda
yıldızları saymana izin vereceğim.
Bu gece sana eşlik edip, en sevdiğim tv programlarını bir
kenara bırakacağım.
Bu gece dua ederken parmaklarımı saçlarında dolaştırıp bana
en büyük armağanı verdiği için Allah'a şükredeceğim.
UNUTMAYIN !
• Eğitim doğruları söylemek değil, doğruları yapmaktır.
Çocuğunuza örnek olmaya gayret edin. Gerisi gelir.
• Çocuğunuza vereceğiniz eğitimin amacı, onun sorumluluk
düzeyini geliştirmek ve olgunlaşmasını sağlamak olmalıdır.
• Çocuğunuza size işlerinizde yardım etme fırsatı verin.
• Çocuklarınızın yanlışlarını değil, doğrularını yakalayın.
• Çocuğunuza iyi şeyler söylemekten ve onu övmekten
korkmayın. Şımaran çocukları hayat hizaya sokar.
• Şımartmaktan kaçınayım derken güvenini zedelediğiniz
çocuklara güven kazandırmak çok daha zordur.
• Takdir edilen ve övülen çocuklar, anne- babalarını ve
arkadaşlarını takdir etmeyi öğrenirler.
• Atalarımız "taç giyen baş akıllanır" demişler. Çocuğunuza
küçük başarıları karşısında olumlu sıfatlarla yaklaşırsanız
ona en büyük hazine olan, kendine güven duygusunu
kazandırırsınız.
• Çocuğunuza ne derseniz öyle olma ihtimalini artırırsınız.
"Tembel", "sorumsuz", "asi" , "inatçı" gibi olumsuz
sıfatlar, bu özellikleri geliştirir.
Önemli olan
çocuğunuzun kardeşine veya arkadaşına kıyasla ne kadar
başarılı olduğu değil, kendi yapabileceklerine kıyasla ne
kadar başarılı olduğudur.
• Çocuğunuzun hatasını asla başkalarının yanında konuşmayın.
Çocuğunuzu asla başkalarının yanında eleştirmeyin.
• Sık eleştirilen çocuklar içe kapanık ve güvensiz olurlar.
• Çocuğunuzun hayattan zevk almasına yardım edin. Onu mutlu
eden etkinlikleri destekleyin ve bunu dile getirin.
• Olumsuz konuşarak motivasyon artırma yöntemi tarihe
karışmıştır. Çocuğunuzu gayrete getirmek için olumlu tavır
içinde olun.
• Çocuğunuza olumsuz söz söylemeniz gerekiyorsa, sözü olumlu
ve ona güveninizi belirten bir cümleyle bitirin.
• Başarılı olanlar kendilerini sevenler, kendilerine
güvenenler ve kendileriyle barışık olanlardır. Çocuğunuza
bunları kazandırın.
• Çocuğunuza bulunduğu yaştan daha büyükmüş gibi davranınız,
olgunlaşmasına yardımcı olursunuz.
-------------------------------------------------------------------------
Öğrenmesi gerekli,
bilmiyorum; tüm insanların dürüst ve adil olmadığını. Fakat
şunu da öğret ona; her alçağa karşılık bir kahraman, her
bencil politikacıya karşılık kendini adamış bir lider
vardır. Her düşmana karşılık bir dost olduğunu öğret ona.
Zaman alçak biliyorum. Fakat eğer öğretebilirsen ona,
kazanılan bir doların bulunan beşinden daha değerli olduğunu
öğret.
Kaybetmeyi öğrenmesini öğret ona ve hem de kazanmaktan neşe
duymayı. Kıskançlıktan uzaklara yönelt onu. Eğer
yapabilirsen, sessiz kahkahaların gizemini öğret ona. Bırak
erken öğrensin zorbaların görünüşte galip olduklarını. Eğer
yapabilirsen, ona kitapların mucizelerini öğret. Fakat ona
sensiz zamanları da tanıt. Gökyüzündeki kuşların, güneşin
yüzü önündeki arıların ve yemyeşil yamaçtaki çiçeklerin
ebedi gizemini düşünebileceğini anlat. Okulda hata yapmanın
hile yapmaktan çok daha onurlu olduğunu öğret ona. Kendi
fikirlerini inanmasını öğret, herkes ona yanlış olduğunu
söylediğinde dahi. Nazik insanlara nazik, sert olanlara
karşı da sert olmasını öğret ona. Herkes birbirine takılmış
bir yönde giderken, kitleleri izlemeyecek gücü vermeye çalış
oğluma. Tüm insanları dinlemesini öğret ona. Fakat tüm
dinlediklerini gerçeğin eleğinden geçirmesini ve sadece iyi
olanları almasını da öğret. Eğer yapabilirsen, üzüldüğünde
bile nasıl gülümseyeceğini öğret ona. Gözyaşlarında hiçbir
utanç olmadığını öğret.
Herkesin sadece kendi iyiliği için çalıştığına inananlara
dudak bükmesini öğret ona ve aşırı ilgiye dikkat etmesini.
Ona kuvvetini ve beynini en yüksek fiyatı verene satmasını,
fakat hiçbir zaman kalbi ve ruhuna fiyat etiketi koymamasını
öğret. Uluyan bir insan kalabalığına kulaklarını tıkamasını
öğret ona. Ve eğer kendinin haklı olduğuna inanıyorsa dimdik
dikilip savaşmasını öğret. Ona nazik davran, fakat onu
kucaklama. Çünkü ancak ateş çeliği saflaştırır. Bırak
sabırsız olacak kadar cesarete sahip olsun. Bırak cesur
olacak sabrı olsun. Ona her zaman kendisine karşı derin bir
inanç taşımasını öğret. Böylece insanlığa karşı da derin bir
inanç taşıyacaktır. Bu büyük bir taleptir, ne kadarını
yapabilirsen bir bak bakalım. O, ne kadar iyi, küçük bir
insan. Oğlum.
Abraham LİNCOLN
Oğlunun öğretmenine yazdığı mektuptan alınmıştır.
ÇOCUK NEYİ
ÖĞRENİR?
Eğer bir çocuk kınanarak
yaşarsa suçlamayı öğrenir.
Eğer bir çocuk düşmanca davranışlar içinde yaşarsa kavga
etmeyi öğrenir.
Eğer bir çocuk alay edilerek yaşarsa sıkılganlığı öğrenir.
Eğer bir çocuk utanç içinde yaşarsa suçluluk duymayı
öğrenir.
Eğer bir çocuk hoşgörüyle yaşarsa sabırlı olmayı öğrenir.
Eğer bir çocuk teşvik edilerek yaşarsa güvenmeyi öğrenir.
Eğer bir çocuk değer verilerek yaşarsa saygı duymayı
öğrenir.
Eğer bir çocuk eşitlik ortamında yaşarsa adaleti öğrenir.
Eğer bir çocuk güven duygusu içinde yaşarsa inanmayı
öğrenir.
Eğer bir çocuk beğenilerek yaşarsa kendisinden hoşlanmayı
öğrenir.
Eğer bir çocuk kabul ve dostluk içinde yaşarsa dünyada sevgi
aramayı öğrenir.
Eğer bir çocuk düşmanlıklar içinde büyürse saldırganlığı
öğrenir.
Eğer bir çocuk sevgi içinde büyürse güvenmeyi öğrenir.
Çocuk ailenin, aile de toplumun ürünüdür; çocuk yaşadığını
öğrenir.
SEVGİ DERSİ:
Küçük oğlumuz annesine geldi
ve ona elindeki kağıdı uzattı. Annesi ellerini önlüğüne
kuruladıktan sonra kağıdı okumaya başladı:
Çimleri biçtiğim için
5 dolar
Bu hafta odamı temizlediğim için
1 dolar
Alışverişe gittiğim için
50 sent
Küçük kardeşime baktığım için
25 sent
Çöpü döktüğüm için
1 dolar
İyi bir karne getirdiğim için
5 dolar
Bahçeyi temizlediğim için
2 dolar
Toplam borç: 4 dolar 75 sent
Annesi umutla kendisini
süzen oğlumuza baktı. Eline bir kalem aldı, kağıdın arka
yüzünü çevirdi ve şunları yazdı:
Seni dokuz ay karnımda taşıdım
Bedava,
Hasta olduğunda başını bekledim, elimden geleni yaptım,
Bedava,
Senin için dua ettim
Bedava,
Yıllar boyu değişik nedenlerle senin için gözyaşı döktüm
Bedava,
Senin için geceler boyu kaygı duyup, uykusuz kaldım
Bedava,
Oyuncaklarını topladım, yemeğini hazırladım, giysilerini
yıkadım, ütüledim
Bedava,
Ve oğlum bunların hepsini topladığın zaman gerçek sevginin
bedelinin olmadığını görürsün. Bedavadır çünkü. Oğlumuz
annesinin yazdıkların okuyunca gözleri doldu. Annesine baktı
ve "Anneciğim, seni seviyorum." Dedi.
Sonra annesinin elinden kalemi aldı ve kağıda büyük
harflerle şunları yazdı: "HEPSİ ÖDENMİŞTİR".
SEN UYURKEN
Sevgili çocuğum, seni uyurken seyretmek, nefes alışını
duymak için sessizce odana girdim. Gözlerin kapalı, huzur
içindesin. Sarı buklelerin melek yüzünü çerçeveliyor. Bir
kaç dakika önce çalışma odamda çalışırken birdenbire içimin
sıkıldığını fark ettim. Dikkatimi işime veremedim ve bu
yüzden sessizce seninle konuşmak üzere odana geldim.
Bu sabah, yavaş giyindiğin için sabırsızlanıp, sana
söylendim. Yemek fişini kaybettiğin için seni azarladım ve
kahvaltı ederken gömleğine süt döktüğün için sana sert sert
baktım. "Yine mi?" dedim, içimi çekerek ve başımı
kızgınlıkla iki yana salladım. Sense bana bakıp, tatlı tatlı
gülümsedin ve bana "Hoşçakal, anneciğim!" dedin.
Öğleden sonra, sen odanda oynayıp, yatağına dizdiğin
oyuncaklarına bağıra çağıra şarkı söylerken, ben telefon
konuşmalarımı yapıyordum. Sana sessiz olmanı işaret ettim,
sonra yine bir saat kadar telefonda konuştum. Daha sonra bir
asker gibi sana emir verdim, "Oyalanıp durma, çabuk ödevini
yap!" Bana "Peki, anneciğim." dedin ve hemen çalışmaya
koyuldun. Sonra da odandan hiçbir ses gelmedi.
Akşam ben masamın başında çalışırken, korkarak yanıma geldin
ve bana umutla, "Anneciğim, bu gece kitap okuyacak mıyız?"
diye sordun. Sana kesin bir dille, "Bu gece olmaz." dedim,
"Odan hâlâ karmakarışık! Sana kaç kez anımsatacağım odanı
toplamanı!" Başın önünde, odana gittin. Çok geçmeden geri
geldin ve kapının yanından bana bakınca, "Şimdi ne
istiyorsun?" diye sordum aksi bir ses tonuyla.
Hiçbir şey söylemedin. Yanıma geldin, boynuma sarıldın ve
beni öpüp, "İyi geceler, anneciğim. Seni seviyorum!" dedin.
Sonra da aceleyle odana gittin.
Daha sonra, duyduğum vicdan azabı nedeniyle, boş boş masama
bakarak uzun bir süre oturdum. Acaba neden böyle davrandım,
diye düşündüm. Beni kızdıracak hiçbir şey yapmamıştın.
Sadece büyümeye ve öğrenmeye çalışan bir çocuk gibi
davranmıştın. Bugün yetişkinlerin sorumluluklarla dolu
dünyasında kendimi kaybettim ve sana harcayacak enerjim
kalmadı. Bugün sen benim öğretmenim oldun, beni öpmeyi, bana
iyi geceler dilemeyi unutmadın ve üstelik ruh halimin iyi
olmadığını fark edip, parmaklarının ucunda gezindin.
Şimdi seni uyurken seyrediyorum ve bugünü yeni baştan
yaşamak istiyorum. Yarın, ben de sana, bugün senin bana
gösterdiğin anlayışı göstereceğim, böylelikle belki gerçek
bir anne olabilirim. Uyandığında sana sıcacık gülümseyip,
okuldan geldiğinde sana moral vereceğim ve yatmadan sana
kitap okuyacağım. Sen gülünce gülüp, sen ağlayınca
ağlayacağım. Kendime daha büyümediğini, bir çocuk olduğunu
ve senin annen olmaktan mutluluk duyduğumu anımsatacağım.
Bugün senin anlayışlı davranışın bana çok dokundu ve bu
yüzden gecenin bu saatinde sana teşekkür etmeye geldim.
Çocuğum, öğretmenim ve arkadaşım olduğun ve bana gösterdiğin
sevgi için.
DİANA LOOMANS
HASAN SEN MİSİN ?
Adamın biri sinemaya gider. Tam sinemada film
başlarken önüne saçını kazıtmış biri oturur ve sinemanın
ışıkları bu saçını kazıtmış adamın kafasına vurur...
Arkasındaki adam bir türlü filmi izleyemez. Adam içinden
"şunun ensesine bi tane yapıştırayım" der. Sonra "Oğlum adam
iri yarı... Ellese bile beni parçalar" deyip vazgeçerken
yanına Temel oturur.. Adam Temel'e dönüp "Şu kafasını
kazıtmış adamın ensesine bi tane vur, sana 5 milyon
vereceğim" der. Temel de dayanamaz, adamın ensesine bi tane
yapıştırır ve devam eder, "Ulan Hasan sen burada mıydın"
der. Adam dönüp "Ne Hasanı kardeşim" der, Temel de "Pardon
kardeşim karıştırdım" der ve adam önüne dönünce 5 milyonunu
alır.
Adam dayanamaz ve Temel'e dönüp "Kardeş bir tane daha
yapıştır, sana 10 milyon verecem" der. Temel bir tane daha
adamın ensesine vurur ve ilave eder "Hasan sensin be yeme
beni" Adam dönüp "Hasan değilim kardeşim be" deyip ön
koltuklardan birine oturur.
Temel'in yanındaki adam artık filmi bırakıp bu kafasını
kazıtan adamı aramaya başlar ve bulur. Hemen Temel'e dönüp
"Bak kardeşim işte oraya oturmuş. Git ensesine bir tane daha
vur sana cebimdeki tüm parayı verecem" der. Temel hemen
kafasını kazıtmış adamın arkasına geçip ensesine bi tane
yapıştırıp,"Ulan Hasan burda mıydın, ben de yarım saattir
arkadaki adamı sen sanıp ensesine vuruyorum" der...
YAŞAM İLKESİ
Eğer bir gün yolunuzu kaybederseniz; bir çocuğun
gözlerine bakın. Çünkü bir çocuğun bir yetişkine her zaman
öğreteceği 3 şey vardır :
1. Nedensiz yere mutlu
olmak...
2. Her zaman meşgul olabilecek bir şey bulmak.
3. Ve elde etmek istediği şey için var gücüyle dayatmak.
KAÇ KIRLANGIÇ
KOVALADINIZ
Kırlangıcın biri, bir adama
aşık olmuş. Pencerenin önüne konmuş, bütün cesaretini
toplamış, röleli tüylerini kabartmış, güzel durduğuna ikna
olduktan sonra küçük sevimli gagasıyla cama vurmuş.
Tık..tık..tık.. Adam cama bakmış. Ama içeride kendi
işleriyle uğraşıyormuş. Biraz meşgulmüş! Kimmiş onu işinden
alıkoyan? Minik bir kırlangıç! Heyecanlı kırlangıç, telâşını
bastırmaya çalışarak, deriiiinn bir nefes almış, şirin
gagasını açmış, sözcükler dökülmeye başlamış. "-Hey adam!
Ben seni seviyorum. Nedenini, niçinini sorma. Uzun zamandır
seni izliyorum. Bugün cesaret buldum konuşmaya. Lütfen
pencereyi aç ve beni içeri al. Birlikte yaşayalım". Adam
birden parlamış."-Yok daha neler? Durduk yerde sende nerden
çıktın şimdi? Olmaz,alamam" demiş. Gerekçesi de pek
sersemceymiş."Sen bir kuşsun! Hiç kuş, insana aşık olur mu?"
Kırlangıç mahçup olmuş. Başını önüne eğmiş.
Ama pes etmemiş, bir süre sonra tekrar pencereye gelmiş,
Gülümseyerek bir kez daha şansını denemiş: "Adam, adam! Hadi
aç şu pencereyi. Al beni içeri! Ben sana dost olurum. Hiç
canını sıkmam!". Adam kararlı, adam ısrarlı: "Yok, yok ben
seni içeri alamam" demiş. Biraz daha kabalaşmış ve lafı kısa
kesmiş. "İşim gücüm var, git başımdan".
Aradan bir zaman geçmiş, kırlangıç son kez adamın
penceresine gelmiş: "Bak soğuklar da başladı, üşüyorum
dışarıda. Aç şu pencereyi al beni içeri. Yoksa sıcak yerlere
göç etmek zorunda kalırım. Çünkü ben ancak sıcakta yaşarım.
Pişman olmazsın,seni eğlendiririm. Birlikte yemek yeriz, bak
hem sen de yalnızsın, yalnızlığını paylaşırım" demiş.
Bazıları gerçekleri duymayı sevmezmiş. Adam bu yalnızlık
meselesine içerlemiş. Pek bir sinirlenmiş. "Ben
yalnızlığımdan memnunum" demiş. Kuştan onu yalnız
bırakmasını istemiş. Düpedüz kovmuş. Kırlangıç, son
denemesinden de başarısızlıkla çıkınca başını önüne eğmiş,
çekip gitmiş.
Aradan zaman geçmiş. Adam önce düşünmüş, sonra kendi kendine
itiraf etmiş: "Hay benim akılsız başım." demiş. "Ne kadar
aptallık ettim! Beklenmedik bir anda karşıma çıkan bir
dostluk fırsatını teptim. Niye onun teklifini kabul etmedim
ki? Şimdi böyle kös kös oturacağıma keyifli bir vakit
geçirirdik birlikte." Pişman olmuş olmasına ama iş işten
geçmiş. Yine de kendi kendini rahatlatmayı ihmal etmemiş:
"Sıcaklar başlayınca,kırlangıçım nasıl olsa yine gelir. Ben
de onu içeri alır, mutlu bir hayat sürerim" diye düşünmüş ve
çok uzunca bir süre, sıcakların gelmesini beklemiş. Gözü
yollardaymış.
Yaz gelmiş, başka kırlangıçlar gelmiş ama... Onunki hiç
görünmemiş. Yazın sonuna kadar penceresi açık beklemiş ama
boşuna. Kırlangıç yokmuş! Gelen başka kırlangıçlara sormuş
ama gören olamamış.
Sonunda danışmak ve bilgi almak için bir bilge kişiye
gitmiş. Olanları anlatmış. Bilge kişi gözlerini adama dikmiş
ve demiş ki; "Kırlangıçların ömrü 6 aydır..." Hayatta bazı
fırsatlar vardır, sadece bir kez elinize geçer ve
değerlendirmezseniz uçup gider. Hayatta bazı insanlar
vardır, sadece bir kez karşınıza çıkar ve değerini
bilmezseniz kaçıp giderler. Ve asla geri gelmezler. Dikkatli
olun...Farkında olun..Ve bir düşünün bakalım acaba siz
bugüne kadar pencerenizden kaç kırlangıç kovdunuz???
SONSÖZ
Günümüzde çocuklarımız
eğitime ayak bastıklarından itibaren zorunlu bir yarış
içinde kendilerini bulmaktadırlar. Bu yarışma (psikolojisi
de) bir sürü etkileri beraberinde getirmektedir. Aile bu
yarışmada merkez konumundadır. Çocuklar ailelerinin
desteğine kendi gayretlerini de ekleyerek başarıyı elde
etmeye çalışacaklardır. Ailelerin bu hassas görevlerini
sağlıklı bir şekilde yerine getirebilmeleri, bazı düsturları
(nükteleri) iyi bilmeleriyle mümkün olacaktır;
Değerli veli,
Çağdaş eğitimin "yanlışların yakalanması" üzerine değil,
"doğruların yakalanması" üzerine bina edildiğini bir defa
daha tekrar etmekte fayda var. Yanlış yapma korkusu
öğrencilerin öğrenmelerini zorlaştırmaktadır. Yanlış yapma
korkusu olmadan cesaretle derslerin üzerine giden
öğrenciler, özgüvenleri sayesinde doğruları kolayca
seçebilmekte yanlışlarını kendileri ayıklayabilmektedir.
Tıpkı bir bahçeye giren bir kişinin, gözünü kuruyan
yapraklardan çürüyen meyvelerden alıp, ağacı bir elbise gibi
kuşatan yemyeşil yapraklarına, sevimli meyvelerine bakması
gibi...
Öğrencilerin bu isabetli
davranışlarında da aile en büyük etkenlerden biridir.
Velilerin çocuklarına karşı, eğitimin amaçlarını gözeten,
sevgiyi dirilten, kaygıyı uzaklaştıran bir davranış
içerisinde olması en ideal olanıdır.
Değerli veli,
Lütfen, ondan onun yapamayacaklarını istemeyin. Kendisiyle
yarışarak kendini gerçekleştirmesine yardımcı olun. Aileden
sadece faydalanan birisi değil, bunun yanı sıra aile
içerisinde kendini bu kutsal yuvanın şerefli bir üyesi
olarak katkıda bulunmasına olanak tanıyın.
UNUTMAYIN; SİZİN ÇOCUĞUNUZ OLARAK DOĞMAK ONLARIN ELİNDE
DEĞİLDİ, ANCAK SEÇME HAKLARI OLSAYDI, SİZDEN BAŞKA KİMSENİN
ÇOCUĞU OLMAK İSTEMEZLERDİ...
Sizleri ünlü eğitimci
"THOMAS GORDON"ın iletişimin genel çizgilerini çok güzel
özetlediği bir yazısı ile başbaşa bırakıyoruz.
GENÇLERLE
İLİŞKİLERİM İÇİN İNANCIM:
Seninle değer verdiğim ve
sürmesini istediğim bir ilişkimiz var. Yine de her birimiz
kendine özgü gereksinimleri bulunan ve bunları karşılamaya
hakkı olan ayrı bireyleriz. Gereksinimlerini karşılamaya
çalışırken sorunların olunca davranışlarını içtenlikle kabul
etmeye çalışacağım.
Sorunlarını benimle paylaşırsan kendi çözümlerimi sana sunma
yerine kendi çözümlerini bulmanı kolaylaştırmak için seni
anlayışla dinleyeceğim. Ben gereksinimlerimi karşılarken
sana sorun yaratırsam duygularını bana açık ve dürüstçe
söyleyebilmen için seni yüreklendireceğim. Seni
dinleyeceğim. Ve yapabilirsem davranışımı değiştirmeye
çalışacağım.
Buna karşın senin davranışın
benim gereksinimimi karşılamamı engelliyor ve bu yüzden seni
kabul edemiyorsam bu sorunumu seninle paylaşarak sana karşı
dürüst ve açık olacağım. Çünkü senin de benim
gereksinimlerime saygı duyup beni dinleyeceğine ve
yapabilirsen davranışlarını değiştirmeye çalışacağına
güveniyorum.
İkimiz de birbirimizin gereksinimlerini karşılamak için
davranışlarımızı değiştiremezsek ilişkimizde gereksinim
çatışması çıkabilir. Böyle durumlarda çözüm için ikimizden
birinin "ben haklıyım" düşüncesi ile güç kullanmasına izin
vermeyelim. Senin gereksinimlerine saygı duyuyorum. Ama
kendiminkilere de... Çatışmamamıza, ikimizin de kabul
edebileceği bir çözüm bulmaya çabalayalım. Böylece senin
gereksinimlerin de karşılanacak benimkiler de. İkimiz de
kaybetmeyip kazanacağız.
Sonuç olarak gereksinimlerini karşılarken kişiliğini
geliştirebileceksin, ben de öyle. İkimiz de mutlu olduğumuz
için ilişkimiz hep sağlıklı olacak. İlişkimizi karşılıklı
saygı, dostluk ve huzur içinde sürdüreceğiz...
Dr. Thomas Gordon