Ergenlik sözcüğü günümüzde, bireyde gözlenebilen
hızlı ve sürekli bir gelişim evresi olarak tanımlanmaktadır.
Ergenliğin daha değişik tanımları da yapılmaktadır. Ergenlik bireyin
çocuksu tutum ve davranışlarının yerini yetişkinlik tutum ve
davranışlarının aldığı, cinsiyet yetilerinin kazanıldığı dönemdir.
Genel olarak 12-20 yaş arası ergenlik dönemi olarak
adlandırılır. Ortalama olarak kızlar erkeklere oranla iki yıl kadar
önce olgunlaşmaları nedeniyle bu dönem ülkemizde kızlarda 10-12
yaşları arasında erkeklerde 12-14 yaşları arasında başlar.
Ergenliğin sonuna doğru bu farkın kapandığı görülür. Sosyoekonomik
koşullar, iklim ergenliğin başlangıcında etkili olmakta
olgunlaşmanın geç ya da erken olmasına neden olmaktadır.
Gerek ergenlik gerekse gençlik dönemleri insan yaşamının en güzel,
en mutlu ve en güçlü dönemleri olurken, aynı zamanda birer kriz ya
da bunalım dönemleridir. Aslında her değişim bir durumdan ötekine
geçiş ile eski alışkanlıklardan sıyrılıp yeni koşullara uyma
zorunluluğunu getirdiğinden, kendine göre bir zorluk taşımakta,
dolayısıyla bir kriz ya da bunalım dönemi olarak
adlandırılabilmektedir. Buna göre, gençlikten orta yaşa, orta yaştan
yaşlılığa, öğrencilikten iş yaşamına, iş yaşamından emekliliğe,
bekarlıktan evliliğe ve yine evlilikten bekarlığa yahut dulluğa
geçişlerin her biride kendine göre birer kriz ve bunalım
dönemleridir.
Ancak, gerek biyolojik, gerekse sosyal bakımdan en önemli bir
değişiklik sayılan ergenlik ve gençlik dönemleri bunların arasında
daha bir belirginlik taşır. İşte belki de bu yüzden yıllar boyunca
ergenlik ve ilk gençlik dönemleri halk arasında oldukça şatafatlı
sözlerle belirlenmiş "buhran çağı", "delikanlılık", "ateşli
gençlik", "kabına sığmazlık" gibi deyimler hep bu dönemi anlatmada
kullanılmıştır. Dikkat edilirse, bu kullanım bir yandan özenme ve
hasret, bir yandan da kıskançlık taşımaktadır. Fransız'ların bir
deyişi olan "gençlik bile bilseydi, ihtiyarlık yapabilseydi"
sözünde, ihtiyarlığın bilgisizliği vurgulanmakta ve bu gibi
deyimlerin hep daha yaşlı kuşaklar tarafından yaratıldığı da göz
önüne alındığında, yaşlıların sanki umutsuzluklarının acısını
gençliğin deneyimsizliğini vurgulayarak kendilerini daha üstün
görmek yoluyla çıkardıkları düşünülebilir .
ERGENLİKTE BİLİŞSEL GELİŞİM
Bedensel ve cinsel
değişimlerle birlikte ergenler zihinsel yeteneklerinde de değişim
yaşarlar. Bilişsel gelişim ergenlerin yalnız kendilerini,
ailelerini, arkadaşlarını ve öğretmenlerini değil, dünyalarını görme
biçimi üzerinde uzun süreli etkiler taşır. Ergenlerin düşünme
süreçleri değişir. Gittikçe artan biçimde geleceğe yönelik ve soyut
düşüncelerle ilgili olurlar. İdealizm kazanır. Cinsellik, ahlak, din
gibi konularla ilgili gerçekten kendilerine ait bir değerler takımı
edinirler. 11-12 yaş dolaylarında başlayan mantıksal düşünmenin
yetişkinler düzeyine ulaştığı bu döneme soyut işlemler dönemi denir.
Somut işlem
döneminde olan bir çocuk gerçek sorunlarla uğraşmak zorunda olduğu
halde (çünkü onun düşüncesi şimdiki zaman ile sınırlı) soyut işlem
düşüncesine sahip olan ergen, yakın çevreyi varsayımsal bir geçmişe
ya da geleceğe bağlayan olası sorunlarla uğraşır (geleceği hesaba
katabilir). Somut işlem döneminde bir çocuk bilgi somut olarak
verildiğinde (bilgi ile görsel yada fiziksel bir ilişki kurabileceği
ölçüde) bilgiyi sistemli ve mantıklı bir biçimde işleyebilir. Ergen
ise olaylar olmadan sonuçlarını kestirme yeteneğini geliştirir.
Zihninde bir çok seçeneği gözden geçirip inceleyebilir, mantıksal
sonuçlar çıkarabilir ve ister somut, ister soyut biçimde sunulsun,
karmaşık sorunları sistemli bir biçimde çözebilirler.
Kısacası ergenler,
geleceği varsayımlar doğrultusunda görme ve gerçek ya da olası
sorunlara seçenek çözümler üretmelerine olanak veren yetenekler
kazanırlar.
Ergenin geleceğe yönelik palanlar yapabilmesi,
davranışlarını eleştirebilmesi, değerler sistemini
olgunlaştırabilmesi ve kendini tanıyarak kabul edebilmesi soyut
düşünme yeteneğinin kazanılmış olmasını gerektirir. O nedenle
okullarımızda çocuğu ilgilendiren konular üzerinde soyut düşünme
yeteneğinin sınırlarını genişletici tartışmalara yer vermek, onları
ders dışı okumalara yöneltmek ve okunanları değerlendirmek
vazgeçilmez etkinlikler olmalıdır.
ERGENLİK DÖNEMİNDE EN SIK RASTLANAN HEYECAN BİÇİMLERİ
Korku:
Ergenlikte korku
tepkisi bir anlamda çocukluktakiyle eşdeğerdir. Genç bireyler için
özellikle “bilinmeyen” şeyler korkunun doğmasına temel nedendir.
Ergenin ilgilendiği faaliyetlerin sonucunu kestirememesi de korkuya
neden olabilir. Ergenlikte tüm duygusal konularda bireyin kendini
kontrol edebilme alışkanlığını kazanabilmesi önemlidir.
Ergenlikte korku Üç Temel Noktada incelenebilir:
1. Objelere Karşı
Duyulan Korkular: Yılan, köpek, uçak, fırtına, ateş gibi objelere
karşı duyulan korkular.
2. Sosyal
İlişkilerden Duyulan Korkular: Diğer insanlarla tanışmak, alaycı
kimselerle bir arada olmak, topluluk önünde konuşmak ya da çoğunluğu
büyüklerden oluşan bir gruba katılmak, gençlerde korku meydana
getirebilir. Bu tür sosyal korku, utangaçlık ya da şaşkınlık
şeklinde görülür.
3. Ergenin Kendisi
İle İlgili Korkuları: Yoksulluk, ölüm, kendisinin veya ailesinden
bir bireyin ciddi bir hastalığa tutulması, okulda ya da işinde
başarısızlığa uğraması gençte korku oluşturabilir. Genç korku
durumunda kaçma ya da (vücudun kaskatı kesilmesi, titreyip
şaşırması, terlemesi gibi bedensel tepkiyle yanıt verir. Yaş
ilerledikçe, çevresiyle olan ilişkilerin artması sonucu korkuların
giderek azaldığı görülür.
Endişe:
Endişeler gerçek
nedenden çok, hayali nedenlerden oluşan korku tipleridir. Korkulan
durumun zihinsel düzeyde prova edilerek yinelenmesidir. Genellikle
korkudan daha uzun sürerler. Burada gelecekte beklenen durumlardan
duyulan gerilim halleri söz konusudur.
Endişe, geçmişte bireye doyum sağlamayan bazı olaylar üzerine,
oluşabildiği gibi, bireyin başarmak istediği geleceğe yönelik
faaliyetlerini de içerebilir. Orta ve lise öğrencileri özellikle
çeşitli okul sorunları hakkında, dış görünüş ve arkadaşları
arasında popüler olmama, endişe yaratan diğer konular arasında
sayılabilir.
Öfke:
Ergenlik döneminde
öfkeye neden olan uyarımlar genellikle sosyal kaynaklıdır. Ergenle
alay edilmesi, ona yalan söylenmesi öfkeyi oluşturan başlıca
nedenlerdir.
Duygusal Kırıklıklar:
Bir arzu ya da
amacın önüne çıkan dış veya iç engeller ergene kırıklıkların
oluşumuna yol açar. Bu durumların çok azında öfke, ama hepsinde
sıkıntı hali görülür. Ergen kırıklığını sosyal çevrenin kabul
edebileceği bir davranış biçimde belli eder. bireyin kırıklık anında
göstereceği tepki onun yaşına, toplumsal geçmişine, deneyimlerine ve
kendisine kırıklık yaratan nedeni algılayış biçimine bağlıdır.
Gencin arzularını
gerçekleştirmesini etkileyen faktörleri beş grupta toplayabiliriz.
1. Biyolojik
yetersizlikler: Bireyin arzuları, biyolojik kapasite ve
yeteneklerinin çok üstündedir.
2. Yetersiz
alışkanlık yetenek ve beceriler: ergenlik döneminde birey tam bir
uyum gösterebilmek için gerekli olan alışkanlık, yetenek ve
becerilerden yoksundur.
3. Çevresel
yetersizlik ve tehlikeler: Maddi yetersizlikler, sosyal merkezlerden
uzak olmak, arkadaşı gibi davranmasını engelleyen okul ve ailelerin
kural ve disiplinleri, gencin kırıklığa uğramasına neden olur.
4. Ergende biyolojik ve psikolojik gereksinmelerden
doğan karmaşık istek, nefret, tercihlerle dolu tavırların yarattığı
bir ruhsal durum egemendir. Ancak huzurlu bir aile ortamında
duygusal bakımdan sağlam bir yapı içinde, bu arzular rahat bir
şekilde karşılanırsa çevreye uyum kolaylaşır.
Ergenin Aile İçi İlişki ve Sorunları
Ergenin
davranışlarına rehberlik edecek değerleri kazanması ve sosyal yönden
sorumluluklarını öğrenmesi konusunda yardıma gereksinimi vardır. Bu
gereksinimi karşılayan ve ergenin yaşamında etkili olan toplumsal
kurum ailedir.
Ergen yaşadığı
toplumda kendi görev ve statüsü hakkında açık seçik bir fikre sahip
değildir. Kendisine yetişkin görev sorumluluklarının verilmemesi ve
statü belirsizliği ergeni mutsuz kılar. Statü belirleyici olarak
aile, çocuğun toplumsal durumunu ve toplum içinde o yere gelebilmesi
için üstlenmesi gereken rolü saptamaktadır.
Aile bireyleri
arasında etkileşim ve iletişim ergenin kişilik yapısını
biçimlendirmede çok büyük çok derin etkisi vardır. Ailede otoritenin
türü, yaşamsal bir etken olarak ortaya çıkar. Davranışların ergenin
üzerindeki etkiler, ana-babanın ergene uyguladıkları baskının
derecesine bağlıdır. Bu kuvvet gösterisi yetkeci ailelerde
ana-babalar kuralları koyar, diğerlerinin de bunlara uyması
beklenir, kurallara aykırı davranışlar sert bir disiplinle
karşılanır, onlara inanılır , itaat edilir, saygı gösterilir. Çoğu
zaman suçlulukla ya da başkaldırıyla sonuçlanır. İzin verici
ailelerde ise çok az kural vardır, hiç olmayabilir de ana-balar
bilerek ya da hiç ilgilenmeyerek ergenlere aşağı yukarı hoşuna
gittiği gibi davranma olanağı tanırlar. Disiplin ortaya çıktığında
çoğunlukla kararsızdır ve önceden kestirilemez. Ergen üzerindeki
etkileri çok açık değildir. Böylesi koşullarda bazı ergenlerin çok
iyi olduğunu, bazılarında da düşük benlik saygısı geliştirdiği
gözlenmiştir. Bir de demokratik aileler vardır. Bu ailede yetkileri
ellerinde tutarken ve uyulacak kuralları koyarken, ergenlere farklı
olma, kendi davranışlarının sorumluluğunu üstlenme ve daha fazla
karar verme olanakları verilir. Disiplin, katı cezadan çok akıl
yürütmeyi, kendine güven ve yüksek akademik güdü gibi davranışları
gösterir.
Özetle ana-babanın
yöntemleri bir ergenin bağımsızlığı gerçekleştirme yeteneğini büyük
ölçüde etkilemektedir. Ana-baba yetkecilik ya da izin vericilik
uçlarında yer aldığında çocuklarıyla ilişkilerini güçlükler
saracaktır. Demokratik yaklaşım olumlu bir benlik kavramını ve
bağımsızlığı kolaylaştırır. Bunlar izin verici ailelerde ortaya
çıkabilir. Yetkecilikte de amaçlara doğru ilerlemeye büyük ölçüde
engel olur.
Ana-babanın
duygusal sorunları, evlilik ilişkilerinde başarılı olamamaları,
ergenin aile içinde sürekli kavga ve çekişmeye tanık olması, aşrı
koruma , bir çocuğu diğerinden ayırarak sevmek, bazı çocuklarının
uyum bozukluklarını görememe ergeni karmaşa, iç çatışmaya ve ya suç
davranışına itebilir. Bunların dışında anne ve babaların kendi
gelişim dönemlerini dikkate alarak, ergenleri evden ve okuldan
kaçmaya iten davranış ve uyum bozukluklarına neden olur.
Ergenlik döneminde
kurallara karşı çıkışlara intihar girişimlerine, duygusal taşkınlık
ve tedirginlik hallerine sık sık rastlanır. Örneğin, genç kız ve
erkeklerde intihar girişimlerinin en çok görüldüğü yaşlar 17 ve
18’dir.
Anne-baba ergene
karşı davranışlarında düzenleme yapmalıdır. Bu amaçla;
· Ergen hiçbir
zaman başkalarının önünde eleştirilmemeli, davranışları
başkalarınkiyle karşılaştırılmamalıdır.
· Ergen karşısında
yetişkin her zaman tarafsız ve güçlü olmaya çalışmalı, ergenin
haklarıyla sorumlulukları arasındaki dengeyi kolaylıkla
kurabilmelidir.
· Anne-babını
fikirlerine saygı duyma, gencin ne derece göreviyse, onların
fikirlerinde tam bir anlaşmaya ulaşmış olmalarını beklemek de
hakkıdır.
· Ergen, kültürüne
özgü toplumsal değerleri kendi arkadaş grubu içinde yaşarak
öğreneceğinden, anne ve babalar, kendileriyle olan bağların
zayıflayacağı endişesiyle arkadaş ilişkilerini engellemektedir.
Ergenin Sosyalleşmesinde Okulun Önemi
Okulun temel
işlevlerinin başında, kültür değerlerini genç kuşaklara aktarmanın
yanı sıra onların içinde yaşadığı kültüre uyum göstermelerini
sağlamak gerekir.
Ergenlik dönemindeki duygusal gerginlik ve ilgilerin farklılaşması,
bir yönden bireyin çalışma gücünü azaltıp dengesizliğe neden
olurken, bir yandan da dikkatin belirli bir konu üzerinde
yoğunlaşmasını engeller ve okulda başarısız kılabilir.
Bu nedenle okuldaki öğretmenin işlevi ve sorumluluğu büyüktür.
Öğretmen bu gerginliği azaltan, ergenlik dönemi ve sorunlarını
bilen, ergenin özel sorunlarına eğilebilen bir birey olmalıdır.
Ergen ana-baba etkisinden kurtulduğunda, anne-babasının yerine
koyacağı bir modele gereksinim duyar. İşte öğretmen çoğu kez bu
görevi üstlenmek durumundadır.
Okul faaliyetleri her öğrencinin katılabileceği bir biçimde
düzenlenmeli öğrencilerin ilgi, beceri ve liderlik alanlarının
saptanmasına ortam hazırlanmalıdır.
Okuldaki eğitim
programı, ergenin özelliklerini dikkate alarak hazırlandığı, öğretim
programı zenginleştirildiği ve grup tartışmalarına yer verildiği
takdirde, bu uyum ve çaba olumlu yolda desteklenebilir.
Ergenlik
Döneminde Antisosyal Davranış
Ülkemizde suçların
yaklaşık yarısını, 25 yaşın altındaki çocuk ve ergenlerin işlemiş
olması ve ileri yaşlarda suç işleyenlerin büyük bir bölümünün,
çocuklu ve ergenlik dönemlerinde de suç işlemiş olmaları, sorunun
önemini daha da artırmaktadır. İstatistiklerin çocuk suçlarının en
çok 14 yaşında işlendiğini göstermesi, zorlu ergenlik dönemi ile suç
arasında dinamik bir ilişkinin varlığını göstermektedir.
Ülkemizde işlenen suç türünün en çok “şahsa karşı” olduğu bunu
“cinsel” suçlara, “mala karşı” işlenen suç türlerinin izlediği
belirlenmiştir.
Evden Kaçma
Evden kaçan
gençlerin kendilerine göre tutarlı bir çok nedeni vardır.:
Alışılagelmiş yaşam biçimini değiştirmek, büyüyüp olgunlaşmak,
geçici de olsa huzur bulmak ve kabul görmek, yeni bir yuva ve yaşam
aramak bu nedenlerin başlıcalarıdır. Evden kaçma kişisel
rahatsızlılar dışında, aile gerginliklerine de bir tepkidir. Aile
sorunları değer çatışmaları, sosyal konularda çatışma, okul
başarısızlığı, ana-baba tarafında ihmal ya da reddediliş gibi
nedenlerden kaynaklanmaktadır.
İşin ilginç yanı,
evden kaçan gençlerin çoğu ana-babalarını sever ve sayarlar. Bu
ayrılış düş kırıklığı sunucudur; ana-baba anlamamakta ya da
beklentilerinde ve kurallarında son derece katı davranmaktadır.
Onlara göre evleri birbirine anlayış göstermeyen, sorumluluk ve
güven duymayan birbirleriyle hiçbir fiziksel ya da duygusal ilişkisi
olmayan, iletişim kuramayan insanların yaşadıkları bir yerdir.
Kısaca gençlerin evden kaçmalarına yabancılaşma duygusu, baskı ve
gerginlik neden olmaktadır.
Araştırmalarda
gençlerin evden kaçmalarına, dolayısıyla anti-sosyal davranışa ilk
adımlarını atmalarına neden olan en büyük etken %59 oranında baba
baskısı olduğu kanıtlanmıştır.
Kısacası evden kaçmanın kökeninde, aile içinde psiko-sosyal
etkileşim yetersizliği ve ergenlik döneminin özellikleri yer
almaktadır.
KAYNAKLAR
1. YAVUZER. Prof.
Dr. Haluk, Çocuk Psikolojisi, Remzi Kitapevi A.Ş., İstanbul, 1992
2. Samastı, Prof.
Dr. Mustafa ve Zülfikar, Doç. Dr. Bülent, Çocuk Bakım ve Eğitimi,
İşaret Yayınları, İstanbul, 1997
3. Corman, Louıs,
Çeviren: Hüseyin PORTAKAL, Psikanaliz Açısından Çocuk Eğitimi, Cem
Yayınevi, İstanbul, 1996
4. CÜCELOĞLU,
Doğan, İnsan ve Davranışı, Remzi Kitapevi, İstanbul, 1991